"Geçen yıl amcamın yazlığında küçük bir kız tanımıştım. Beş altı yaşlarında, siyah saçlı, pörtlek gözlü, kamburca bir kızdı. Belki terlikleri ayağından çıkmasın diye, belki de başka türlüsünü beceremediğinden, leylek gibi yürüyordu. Kapkara bir leylek. Çok sevimliydi. Bir iki kez konuşmaya, onu güldürmeye yeltenmiştim ama bana pek yüz vermemişti. Bir öğleden sonra sahilde oturmuş kitap okurken koşarak önümden geçtiğini gördüm, biraz ileride durup geri döndü ve “Biliyor musun,” dedi nefes nefese, “Emre’nin ayağına denizkestanesi battı!” “Öyle mi!” dedim, onun hoşuna gideceğini düşündüğüm şaşkın bir yüz ifadesi takınarak, “Peki şimdi nerede?” “Ayağında!” diye bağırdı çın çın, sonra da koşarak uzaklaştı. Ah, öznelerin farklılığı öldürecek beni. O zaman çok güldürmüştü ama şimdi öldürecek. Herkesin cümlesi aynı bile olsa öznesi farklı. Ve gramer hiçbir işe yaramıyor. Gravyer bile daha iyi olabilir. Demek istediğim, özne hiçbir zaman ben olamadım. Özne hep bir denizkestanesiydi."
- Veciz Sözler, Barış Bıçakçı