Arsiv

Baska Diyarlar

Podcasts

Raftakiler

RSS RSS RSS RSS

Paris 2

Paris’te gezilecek, kaybolacak yerler pek tukenecek gibi durmuyor ama burada yasamanin bir avantaji da sanirim kulturel bir etkinlik icin cok fazla seceneginiz olmasi. Ornegin gozlemledigim kadariyla gezici sergiler en az buradaki muzelerin sabit koleksiyonlari kadar doyurucu. Bu sergi duyurulari da genelde buyuk buyuk afislerle otobus ve metro duraklarinda yapiliyor. Boyle olunca insanin Paris’e yeni gelen bir sergiden haberdar olmamasi mumkun degil. Havanin kapali olmasini da kaale alarak gecen haftayi iste bu tarz bir etkinlige ayirdim. Gerci sunu itiraf etmem lazim, katildigim bu etkinlikten haberdar olmami bu afislere degil de yeni takip etmeye basladigim bir blog‘a borclugum. Genelde ise yetisme, eve donme, kisaca hayat telasi derken yasadigimiz sehrin bize sagladigi bazi kucuk surprizlere karsi kor oluyoruz galiba. Zira sonradan her gun bu serginin duyurusunun onunden gecmedigimi farketmedim de degil. 

Bu acidan Paris’in bana ilk surprizi Le Petit Palais‘taki William Blake sergisi oldu. Bilenler bilir William Blake gizemli bir romantiktir. O engin ve essiz hayal gucunu kucuklugunden beri gorebildigi meleklere ve konusabildigi ruhlara borclu oldugunu bizzat kendisi ifade etmistir. Bu hayal gucunun kimi zaman bir resimde, kimi zaman da bir siirde kendine yer buldugunu biliyordum ama William Blake’in siir kitaplarini da bizzat tasarladigini, siirleriyle alakali resimleriyle susledigini bu sergi sayesinde ogrenmis oldum.

Tum serginin beni en cok etkileyen noktasi William Blake’in en bilinen siiri The Tyger icin yaptigi orjinal tahta baskisiydi. Etkilendim cunku bu baskinin bir kartvizitten biraz buyukce bir boyutta olmasini beklemiyordum. En cok sevdigim siirlerden biri olan bu siirin baskisindaki detaylari yakalamak, siiri oyle okumak icin yanimda bir buyutec olsa hic de fena olmazdi. Bir diger etkileyici sey de bazi resimlerin gectigi degisik asamalarin sergilenmis olmasiydi. Kara kalem bir sketch’i resmin gravuru ve ardindan da yagli boya bir versiyonu takip ediyordu. Unutmadan su bilgiyi de vereyim, William Blake’in resimleri, cizimlerinin susledigi siirleri Le Petit Palais’ta Haziran ortasina kadar sergilenmeye devam edecekmis. Bakalim, bir ikinci turu Aykut ile birlikte yapmayi planliyorum.  

Muzeden ayrildiktan sonra hava almak icin biraz Champs-Elysees’in bahcelerinde dolastim. On planda hayali bir ruzgarin sekillendirdigi bir heykelin, arka planda da baharin mujdecisi kabul edilen cicek acmis kestane agaclarinin yer aldigi asagidaki fotografi da iste tam bu noktada cektim. 

Hazir William Blake ile mistizmin kapilarini aralamis, Jardins des Champs-Elysees’de dolastigimi soylemisken uzunca bir zamandir yazmayi erteledigim bir konuya da gireyim. Elimdeki gezi rehberinin bu bahceler ile ilgili kismini okudugumdan beri bir paragraf bir turlu aklimdan cikmiyor. Kelimesine dokunmadan alintiliyorum:  

“Yine, La Notre’un eseri olan 19. yuzyildan kalma Jardins des Champs-Elysees’ye Ingiliz tarzi hakimdir: Burada Belle Epoque pavyonlar, uc tiyatro (L’Espace Pierre Cardin, Theatre Marigny ve Theatre Barrault), hos restaurantlar ve cocukken bir zamanlar burada oynamis olan Marcel Proust’un hayaleti vardir.” 

Paragrafin son cumlesini ilk kez okudugumda burada herhalde ceviride bir hata yapmislar diye dusunmustum, sonra da donup bir kac kere daha okumustum dogru interpretation’i cikarabilmek icin. “Marcel Proust’un hayaleti vardir” demek cok da dogru gelmiyordu kulagima. Ne bileyim ben olsam herhalde “Marcel Proust’un hayaletinin de yine burada olduguna inanilir” gibi bir cumle kurardim. Kesin yargi iceren, guclu cumlelerden uzak durmayi tercih etmisimdir her zaman. Bu ornekte metafizik bir durum da soz konusu ustelik. Ustunde durmak istedigim nokta bu degil aslinda, cunku sonradan bu cumleden yola cikarak asil sunu merak ettigimi farkettim. Bir an icin bu cumlenin dogru oldugunu kabul edelim. Bu, Proust’un ruhunu burada dirilmeye iten nedenin ne oldugu sorusunu dogurmuyor mu? Bu bahceleri masumlugunu ve safligini korudugu, dunyanin kirli yuzuyle henuz tanismadigi bir donemi hatirlattigi icin tercih etmis olabilir mi Proust? Ya da belki de buradaki bir agacin golgesinin altinda kitap okumak istemistir.

Bu soruya net bir cevap vermeden bu yazimi da bir fotograf ile bitireyim. Louvre’daki metro duragina yaklasmisken cektigim, daha dogrusu kendimi cekmek zorunda hissettigim, asagidaki fotograf karesiyle, Jardins des Tuileries’de saklambac oynayan cocuklarla..

Comments (View) | tags: William Blake Paris Marcel Proust